Özge ve Aynası
Ege Denizi Hikayeleri Serisi
Özge’nin Aynası
Can Külahcıoğlu
Ege denizinin kadim ruhu denizin üzerinde kah süzülüyor kah derinliklere dalıyor orfozlar ile dans ediyordu.
Güneş en tepeye varıp denizi ısıttıktan sonra binlerce yıllardır bu denizin içinde ve kıyısında yaşanan her şeye tanıklık eden eden Ege’nin ruhu dalgaların köpükleri gökyüzüne doğru yükseliyor, sıcak havanın etkisi ile biraz rahatlayıp daha sonra tekrar lacivert derinliklere doğru dalıyordu.
Gözleri gökyüzündeydi, bugün Cuma idi. Gene dünyanın her köşesinden binlerce ruh huzuru bulmak için onun kollarına kendisini bırakacaktı.
Çivit mavisi gözleri beyaz buluttan çıkan bir uçağa kilitlendi, uçakta kalbinde ağrı olan bir ruh vardı, elindeki güçlü bir nesne ile kendisine ulaşmış, kanayan kalbinin acısını dindirmeye çalışıyor, Ege denizinden şifa bulmak için sahip olduğu en değerli varlığını, gözyaşlarını sunuyordu.
Gel bana dedi.
Gel ve huzur bul.
Özge….
Çantasındaki aynayı çıkarttı,… uzun uzun gözlerinin içine baktı, göz bebeklerini inceledi ne kadar garipler diye düşündü bazen büyüyorlar bazen küçülüyorlar, gözlerim güzel mi diye düşünmeye başladı, öyle demişti ama binlerce yalandan bir tanesi …
Tok, mono bir ses ile sıçradı:
dın.. dın…”sayın yolcularımız uçağımız alçalmaya başlamıştır, Adnan Menderes havalimanında görüş sahası açık, İzmir’de hava 39C dir…”
İşte beklediği ses kulağına bir melodi gibi gelmişti Özgenin, aynasın önce dantel işlemeli kadife kesesine geri koydu, babaannesinin yadigarıydı bu ayna.. has gümüştü sık sık gümüş parlatılıcı ile temizler babaannesinin bazen ona aynadan baktığını, izlediğini düşünürdü, son zamanlarda ağlarken aynaya bakıp kendi halini görür daha çok üzülür daha çok ağlıyordu, bunu hakketmemiştim diye iç geçiriyordu.
Çoğu zaman babaannesi sanki onun karşısındaymış gibi aynaya konuşur içindekileri dökerdi, küçükken de öyle değil miydi? Annesi onun herşeyine karışırken babaannesi her zaman onun için güvenli bir liman olmamış mıydı?
Derin düşüncelerinden uçağın tekerleğinin yere değmesi ile çıktı hatta irkildi, sert bir iniş olmuş uçak yere değdikten sonra bir iki saniye tekrar yükselip sonra tekrar temas etmişti… ardından gelen fren hissi ve sabırsız yolcuların aniden hareketlenmesi.
Özge sakince bekleyenlerden birisiydi, çantası elindeyken cep telefonunu çıkardı, açtı açarken kalbinde bir ağrı hissetti, hissetmek istemediği bir ağrı, tam olarak da kaçtığı ağrı. Peşinden gelmesini istemediği ağrı, telefon açılmış tek mesaj annesinden gelmişti, hem rahatladı hem de ağrı kalbinin karanlık bir köşesini son bir defa daha yokladı. Ondan mesaj gelmesini istiyordu ama okumak için değil, okumadan silecekti gelirse öyle karar almıştı.
Karanlık bulutlar havalimanın otomatik kapısının açılması ile yüzüne vuran sıcak İzmir havası ile bir anda dağıldı. Üniversiteden arkadaşı Selen onu bekliyordu, kahkahalar atıp, sımsıkı sarıldılar birbirlerine, üç saniyede nasılsın iyi misin soruları havada uçuşurken arabaya binip bir saatlik yolculuğa başlamadan önce birbirlerini iyice süzdüler.
Selen, “sen ne olmuşsun böyle ya” dedi. Özge, kaç sene geçti üzerinden görüşmeyeli sosyal medya bir yere kadar diye düşünürken suratında kocaman bir gülümseme yerini almıştı bile. İstanbul yormuştu beni Özgem dedi Selen, her gün maraton, her gün bitmeyen aktiviteler, toplantılar, sürekli bir rekabet daha fazla dayanamadım ve iyiki de gelmişim ve yerleşmişim Alaçatı’ya dedi Selen.
Selen İstanbulda iyi bir firmada iyi bir pozisyonda çalışarak geçirmişti hayatının on beş senesini, güzelliği, sosyal ilişkilerdeki başarısı, dominant yapısı ile kariyer basamaklarını hızla çıkmıştı, bazen güzelliği karşısında başlar eğilmiş bazen de kıvrak zekasına teslim olmuştu puro ve whisky kokan adamların egoları.
On beş sene sonra on haneli milyon dolarlık bir anlaşmaya imza atacakken yabancı firmanın Türkiye temsilcisi Selen’e anlaşmanın detayların konuşmak için bir akşam yemeği teklif etmesiyle büyü bozulmuştu. Türk erkeklerine karşı her zaman kendini korumasını bilen Selen çalışmadığı yerden sınava tabi tutulmuştu.
Fransız temsilci işi biliyordu, kibar davranışları, iltifatları, özgüveni, maçoluktan uzak tavırları, Selen’e hiç iltifat etmeden ona güzel ve çekici olduğunu hissettirmesi her şey baş döndürücü bir hızla gelişti. Selen ne olduğunu anlayamadan ilk geceden kendisini otel odasının balkonunda sevişirken bulmuştu.
İstanbul boğazına karşı balkonda özgürce sevişirlerken, Fransız temsilci kahkahalar atıyor diğer balkondakilerin onları görmesini istermişçesine yüksek ses ile Fransızca kurduğu cümleler Selen’i kıtalar arası yolculuğa çıkartırken meraklı gözler onlara eşlik ediyordu.
Sevişmeleri bittikten sonra Selen kendisini dünyanın en şanslı kadını olarak görmeye başlamıştı, bunca yıl kariyer için çalışıp didinir iken kendisini bir çelik zırhlar içerisine saklamış, güzelliğinin kapıları açtığını fark etmiş ama asla o büyüyü kimseye bozdurmamıştı.
Yatakta uzandıklarında kısa bir süre içerisinde uykuya dalmıştı.
Rüyasında kendisini Paris’in sokaklarında çıplak bir şekilde koşarken görmüştü, işin ilginç yanı rüyası siyah beyazdı rüyasında bile bu durumu sorguladı. Köpekler siyah beyaz rüya görüyor sanıyorum diye sayıklıyordu. Kan ter içinde Eyfel kulesine doğru koşuyor ama o koştukça kule ondan uzaklaşıyordu.
Soluk soluğa uyandığında güneş ışıkları boğazı taçlandırmaya başlamıştı bile. Selen’in yanı ise boştu. Çok şaşırmıştı, normalde hafif uyuyan birisiydi ama alkol yada seks diye düşündü. Etrafına baktığında Pier’in (piç Pier) valizinin de olmadığını gördü. Tek bir not bile yoktu.
Şaşkınlık içerisinde taksiye binip acilen evine gitti. Duş alırken yaşadıklarına bir anlam veremiyor, ilk defa bu kadar olayları kontrol edememiş olmanın yarattığı sersemliği üzerinden atamıyordu. Şirkete vardığında kimse ile göz göze gelmemeye çalıştı, sanki gözlerinden Pier ile seviştiğini anlayacaklar diye ürküyordu. Ürkmek! Selen bir anda sinirlenmeye başladı “noluyor kızın kendine gel” diye odasına girdi.
Odasında şirket CEO’su onu bekliyordu, sanki karşısındaki annesiydi, Sibel hanım şirketin hem yüksek hisseli ortağı hem de CEO’suydu, en sevmediği firma yapısı ile çalışmak zorunda kalmasına rağmen hiç bir sorunla karşılaşmamıştı.
Sibel hanım 55 yaşında bir ip ince bir kadındı. Bütün gün kahve ve sigara ile yaşardı. Sağlıklı yaşamın tam zıttı bir yaşamı kucaklamış, boşanma sonrası yalnızlığını ve üç çocuğunun yarattığı yükü bu şekilde uyuşturmuştu.
Günaydın Sibel hanım dedi…
Selen’in sesi ilk defa titrek çıkmıştı, acaba biliyor muydu? Bu profesyonelliğe yakışmayan davranışı yüzünden kendisine hem kızıyor hem de hala daha arka arkaya içtiği şarabın tadını damağında hissediyordu, hafiften midesi bulanmaya başladı. Acaba Pier’i biliyor muydu? Sahi Pier piçi nerede diye geçirdi içinden.
Sibel hanım sert bir şekilde ayağa kalktı, Selen diz bağının çözüldüğünü hissetti, ilk defa hayatında, on beş sene sonunda.
iptal!
Dedi Sibel hanım.
Anlayamadım?
Dedi Selen.
Sabah Fransız şirketten bir mail geldi, anlaşmadan çekilmeye karar vermişler. Pier bey sağolsun şahsen arayarak beni sabah 7:30’da herşey için teşekkür edip kibarca üzüntüsünü ifade etti, ilk uçakla eşinin yanına geri döndü.
Anlayamadım?
Dedi Selen.
Bir saat sonra Selen istifa mektubunu Sibel hanıma sunmuş ve şirketi terk etmişti. İlk uçakla Çeşme’ye uçmuş bir süre sonra aracılar ile İstanbul’da neyi var ise satmış bütün birikimi ile kendisine Alaçatı’da minik bir butik otel açmıştı.
Otel’inin tek bir özelliği vardı, kimsenin bilmediği. Bir Fransız müşteri arayıp oda sorarsa her zaman yer yok derdi. Yer olsa oteldeki bütün odalar boş bile olsa.
Özge bir saatlik yolculuğun kırk beş dakikasında kendi kariyerinden bahsettikten sonra Selen’in sıkılmaya başladığını en sonunda anlayıp sustu. Özge Selen’e baktı ne güzel kadın diye içinden geçirdi, o hiç bir zaman Selen olamamıştı, kimse olamamıştı. İp ince bilekler, kocaman gözler, upuzun incecik bir boyun, yaz kış buğday renginden ödün vermeyen teni, doğal sap sarı saçları. Deniz ve güneşin etkisi ile İstanbul’un gri tonları da tamamen kaybolmuş, karşısında capcanlı parlayan başka bir kadın çıkmıştı.
E dedi var mı birisi?
Selen buz gibi baktı. Hiç düşünmüyorum böyle çok mutluyum dedi hızlı bir şekilde ya sen de diye hızlı bir geri dönüş yapmışken Alaçatı tabelasının gözükmesi ile dur dur şimdi anlatma, rakıya sakla dedi. İkisi birden gülüştüler. İlk defa geldiği Alaçatı’ya bakarken ilginç bir yer deniz yok burada diye ağzından cümleler dökülüverdi Özge’nin. Kafasında deniz kıyısında balıkçılar, plajlar vardı ama burada deniz yoktu. Selen o sıcak kahkahasını bir defa daha attı, sabret dedi hepsini göreceksin.
Otele girdiklerinde Özge’yi odasına kadar eşlik ettikten sonra Selen, benim birazcık işlerim var saat şu an 18:00 19:00 sularında lobide buluşalım mı canım dedi.
Özge daha şimdiden rahatlamış bir şekilde bir anda sım sıkı Selen’e sarıldı ve gözlerine bakıp teşekkür etti. O kara bulutlar uzaklaşmaya başlamıştı.
Odaya girdiğinde lavanta kokusuna karışmış eski anne sabunu kokusu sardı Özge’yi. Açık mavi panjurların arasından otelin avlusu gözükmekteydi. Avluda minik bir havuz vardı. İçerisinde ellerinde kokteylleri ile takılan bir çift. Özge valizini açıp ahşap dolaba yerleştirdi, aslında havuza girecek vakti vardı ama Selen’i tanıyordu gece uzun olacaktı duş alıp uzanmak daha iyi gelecek dedi.
Duşa girdiğinde suyu ılıktan yavaş yavaş soğuğa çevirdi. Soğuk bir duşun çözemeyeceği sorun yok demişti babası küçükken.
Lise yıllarında iyice oturdu bu alışkanlık onda. Buz gibi suyla duş aldıktan sonra sevgilisinin yanına sokulup ısınmaya bayılıyordu.. o ağrı gene girdi kalbine.. ne sevgilisi diye kafasını dağıttı. Aynada kendisine bakarak saçlarını taramaya başladı. Evet belki bir Selen değilim ama bende fena değilim diye geçirdi içinden. Soğuk su bedenini iyice dirileştirmişti. Göğüs uçları sertleşmişti. Kendine uzun uzun baktı, bem beyazdı hep beyazdı ne kadar güneşte de kalsa pembe oluyor ama tatil sonrası hemen o beyazlığa geri dönüyordu. Sim siyah saçlarını küt kestirmişti, daha profesyonel olduğunu düşünmüştü ama bugün Selen’İn saçlarını görünce keşke kestirmeseydim diye geçirdi aklından.
Yatağa uzanıp çıplak bedenine lavanta kokusunun sinmesinin keyfini yaşıyordu akşama parfüm sürmesem mi dedi… derken uyuyup kalmıştı..
canım uyan.. Özge uyan canım.
Gözlerini hafif hafif açmaya başladı, oda artık aydınlık değil loştu. Selen yanına uzanmış hafif hafif onu sarsıyordu, uyan uyan diye fısıldıyordu… bir an çırıl çıplak olduğunu hatırlayıp kıp kırmızı bir şekilde üzerine pikeyi çekti, ikisi birden kahkaha attılar… kızım saat 9’a geliyor dedi Selen. Nasıl yani diye cevap verdi Özge, inanamıştı, çok derin uyuyordun bir kaç defa uyandırmaya çalıştım baktım uyanmıyorsun bende lobiye geri döndüm ama iyi oldu akşama bomba gibi olacaksın dedi ve yanağından öpüp haydi bekliyorum diyip odadan çıktı.
Özge Selen onu öperken hafif dudağı dudağının kenarına değdiğini hissetmiş ve o anda kalmıştı. Selen çıktıktan sonra acaba diye geçirdi aklından?
Uzun yıllardan beri Selen’i tanıyordu ama hiç bir zaman sevgilim dediği bir insan olmamıştı hayatında ve bir gün aniden sebepsiz yere istifa etmiş ve gelip buraya, hiç bilmediği bir yere yerleşmişti. Belkide kaçtığı şeyler vardı diye aklından geçirdi Özge.
çınnnnnnnn
Telefonuna mesaj gelince tüyleri diken diken olmuştu ne de olsa telefonuna günde beş yüz defa mesaj atan eski sevgilisinde başka kimseden mesaj gelmezdi, ürkerek telefonu eline aldı, mesajın Selen’den geldiğini görünce sevindi.. Selen odasında bir selfie göndermiş simsiyah giyiniş sen de siyah giyin diye mesaj yazmıştı.
Kahkaha atıp hızlıca hazırlandı..
ee nereye gidiyoruz?
Selen yer sorma sadece beni takip et dedi, kalabalık ana artele çıktıklarında Özge şok geçirmişti, yüzlerce hatta belki de binlerce insan sokaklarda yürüyor her yerden farklı müzikler geliyordu, insanlar o kadar şık giyinmişlerdi ki bir an nasıl bir tatil yeri burası diye geçirdi ve önce Selen’e sonra kendisine baktı ikisi de rahat giyinmişlerdi, içi rahatladı. İyi bir takım arkadaşı vardı ve yanında Selen varken kendisini güvende hissediyordu.
Dar bir sokaktaki balıkçıya oturdular, bir süre sonra balıkçının sahibi genç adam yanlarına oturdu belli ki Selen ile arkadaştılar. Anlamadığı konulardan konuşurken onlar o da Tire tulumu üzerine serpiştirilmiş kekik tohumlarının üzerine örten zeytinyağını çatalı ile okşayarak peynirden bir parça alıp ağzına attı. Bir anda ağzının bayram ettiğini düşündü, yıllardır rakı yanında verilen ezine beyaz peynirinden sonra farklı bir peyniri farklı bir sunum ile rakı ile eşleştirmek çok iyiymiş diye düşünüp rakısından ilk yudumu aldı. Bir anda masada sessizlik oldu. Selen ve mekan sahibi Mert kendisine dik dik bakıyorlardı, ne oldu diye gülmeye başladığında ikisi birden şerefe demeden bize ilk yudum işte tam bir plaza kızı diye gülüp kadehlerini tokuşturdular.
Kahkahalar masanın en güzel mezesiydi, deniz börülcesi, şevketi bostanlı levrek ve bilmediği diğer mezeler, her şey harikaydı. Mert her masayı tanıyor gibi oturuyor insanlarla sohbet ediyordu. Özge Selene bakıp göz kırparak Mert’i gösterip var mı birşeyler dedi. Selen gene kahkahasını tutamadı. Kızım o gay dedi. Şok olmuştu Özge kocaman bir kahkaha patlattı. Hiç anlaşılmıyor ki dedi Selen’e. Selen’de zaten öyle olması daha güzel değil mi? Bazı şeylerin gizlisi daha heyecan vericidir.
Özge o an tüylerinin dikleştiğini hissetti, aklına o acaba sorusu gene gelmişti. Selen’in gözlerinin içine baktı o da onun gözlerinin içine bakıyordu sonra Selen sıcacık gülümseyip rakısını içmeye devam etti. Mert masaya geldiğine eline meyve tabağı vardı, haydi kızlar bunların içine vodka şırıngalattım, bu gece çok eğleneceğiz dediğine Özge hah şimdi taşlar yerine oturdu diyip vodkalı kirazdan bir tanesini ağzına attığında başı dönmeye başlamıştı bile.
Üçü kol kola girdiler ve sokaklarda yalpalaya yalpalaya dolaşmaya başladılar. İnsanlar birbirinin üzerine geliyordu, bazı sokaklarda insan kalabalığından insan trafiği duruyordu. Ama kafalar çok güzeldi ve hayat çok güzeldi. Girdikleri barda Türkçe canlı müzik vardı. Kadın vokalin olduğu enerjik grup Ajda’nın eski şarkılarını sık sık çalıyordu ve işte dedi Özge tam olarak ihtiyacım olan şey. Elindeki Margaritayı dökmeden şarkıya eşlik edip dans ediyordu, Mert ile Selen’in sarmaş dolaş dans edip eğlenmesini artık cinsel içerikli değil çok tatlı buluyordu.
Margaritası daha yeni bitmişken masaya shotlar geliyordu. Selen sigarasını yaktı ve ilk nefes için Özge’ye uzattı. Özge sigarayı bırakmıştı çünkü eski sevgilisi öyle istemişti. Orospu çocuğu diyip Selen’in elindeki sigaradan derin bir nefes alıp Mert’in yüzüne üfledi ve sonra üzerinden bir ton yük kalkmış gibi oh be deyip dans etmeye devam etti. Mert ve Selen birbirine bakıp “bu kız olmuş” dediler ve “hooşş geldin” diyerek tekrar şerefe yaptılar.
Eğlencenin odağındaki bu üç kişinin yan bistrosunda duran esmer iri adam sık sık Selen’e bakıyor içkisini yudumluyordu. Özge adamın bakışlarını hissettiğinde adamın ona da baktığını fark etti. Selen’i beğendiğini anladığı için adama gülümsemeyle karşılık verdi. Selen onu bu zor durumundayken sarıp sarmalamış güzel bir tatil sunmuştu, şimdi geri ödeme zamanıydı hem burası Alaçatı, kimse kimseyi tanımaz ki diye düşündü Özge.
İçkisini eline alıp adamın bistrosuna doğru yürüdü, Selen ve Mert şaşkın gözlerle Özge’ye baktılar. Özge adama yanaşıp arkadaşımı mı beğendin sen diye sordu yarı gülerek yarı sarhoş ağızla. Adam boş boş Özge’ye baktı.
Özge bir daha aynı cümleyi tekrar edince adam İtalyan bir şeyler söyledi. Özge bir anda kıp kırmızı kaldı. Zaten sarhoştu ve zaten bem beyaz tenliydi birde turistin birisine Türkçe cümleler kuruyordu. Durumun sarpa sardığını anlayan Mert hemen yanlarında bitiverdi ve İtalyanca olarak adamlar sohbete başladı. Selen’de gelip yanlarına elindeki içkiler ile bistroya eklenince masada dört kişi içmeye devam ettiler.
Giovanni İngilizce’de bildiği için sohbet artık koyulaşmış, herkes sırayla en sevdiği içkiden dört adet sipariş veriyor canlı müzik bazen kesilip DJ “Adriano Celentano” dan şarkılar ile geceye renk katıyordu.
Gece üçü bulduğunda Selen’in daveti üzerine Kleopatra plajına gidip yüzme kararı aldılar. Mert’in jipi bu işler için idealdi. Jip Kleopatra’ya doğru yola çıkarken Özge odaya uğrayıp bikinisini almak istedi. Selen gülerek bikiniye ne gerek var dese de Özge o kadar sarhoş değildi. Sarhoştu ama o kadar değildi.
Üçlü arabada beklerken Özge odaya çıktı kendine önceden plaj çantası yapmıştı. Plaj çantasını alıp odadan çıkarken ayna gözüne çarptı. O kafayla sorgulamadan aynayı da alıp çantaya koydu. Ellerinde bira kutuları jip ile kıvrıla kıvrıla ilerliyorlardı. Giovanni önde oturmuştu.
Selen ve Özge arkada birbirlerine iyice sarılarak içerek sohbet ediyorlardı. Özge Selen’e göz kırparak bak dedi senin için yaptım senin hediyen. Selen neymiş hediyem dediğinde Özge gözü ile Giovanni’yi işaret etti. Selen Özge’ye baktı sonra ön koltuğa doğru uzanıp Mert’in torpidosunda her zaman duran minik whisky şişesini aldı. Şişeyi almak için yaptığı hamle esnasında minik kot eteği iyice sıyrılmış, poposu Özge’nin suratına doğru dim dik durmaktaydı. Özge burnunun on santim önünde duran ay ışığında parlayan bu pürüzsüz kalçayı izlemekten kendisini alamadı, Selen’in eteği altında ipten iç çamaşırı her şeyi ortaya koyuyordu.
Jandarma
Aniden frene bastı Mert, alkol kontrolüne yakalanmamak için Delikli Koya geri dönmeye karar vermişti ancak bu ani fren arkada işleri değiştirmiş Özge hayranlıkla incelediği Selen’in kalçalarına yapışmıştı.
Selen kahkaha atmaya başlamış yavaş diye seslenirken Özge dudaklarının biraz önce o kalçalarda olduğu fikrini aklından çıkartamıyordu.
Ya fren
Dedi Özge. Selen’e kızarmış bir şekilde bakarak. Ne oluyor bana dedi, kötü bir ilişki yaşayıp aldatıldığım için lezbiyen olacak halim yok dedi! Ve Selen’e dedi ki sen bu İtalyan’ı istiyor musun? Selen sessizce gülümseyerek başını sağa sola çevirdi. Özge o zaman benim dedi. Mert DelikliKoy’un tepesinde Giovanni, Selen ve Özge’yi bırakıp Alaçatı’ya geri dönüp daha alkol almaya karar verdi. El ele üçü aşağı koya doğru indiler.
Deniz kıyısına vardıklarında Özge bir anda soyunmaya başladı Giovanni kahkahalar atıyordu. Özge kısacık eteğini iki hareketle çakıl taşları üzerine düşürmüş, üzerindeki siyah gömleği çıkartmış, siyah südyeni ve g-stringi ile haydi dedi. Selen sen git birazdan dedi.
Özge kendisini karanlık sulara bırakırken içinden haydi haydi haydi diye geçirirken Giovanni kendisini sulara attı. İkisi birden biraz yüzüp ayakları kuma değecek kadar açıldılar. Kıyıdan uzak ama ayakları kuma basacak kadar.
…
Yunan adalarından Sakız’da tatili yaparken Türkiye’ye günübirlik gezilerin olduğunu okumuştu Giovanni, eşinden yeni boşanmış ve depresyondaydı Yunan adaları ona iyi gelecek sanmış ama her gittiği yerde İngiliz, Fransız, Alman turist görmekten sıkılmış bir değişiklik iyi gelir demişti. Alaçatı’da sörf yapıldığını öğrenince tatilinin geri kalanını burada geçirmeye karar vermişti. Sörfçülerin kaldığı otelde Türkçe müzik dinlemek istiyorum “Turkish Night” diye ısrar edince kendisini Pop müzik ama Türkçe müzik çalan bir barda bulmuştu.
Yan masada eğlenen insanlara bakarken bir anda hepsi masasına toplanmış ve kendisini şu an gece, ay ışığı altında Ege denizinin kollarında başka bir kadın ile yüzerken bulmuştu.
Özge’yi de beğenmiş Selen’i de beğenmişti zaten duygusal bir şey değil anlık heyecan peşindeydi, yada hiç bir şeyin peşinde değildi, tanımadığı insanlar ile beraber bilinmeyen bir yerde çıplak şekilde denize girecek olan bir adamdı sadece. Özge denize girerken ona gel der gibi bakınca kendisini denizde bulması saniyeler ile ölçüle bilinirdi. Eski eşi ile hiç böyle şeyler yapmamış, yaşamamış, klasik bir hayatı yaşayıp televizyon karşısında kilo almasını izlemişti, evliliği esnasında evden kaçmak için bahane olsun diye başladığı spor, artık onun yaşam tarzı olmuştu, geliştirdiği kasları ve geniş omuzları ile buz gibi denize ve iç çamaşırı ile denize giren Özge’ye baktı ve Tanrı’ya şükretti.
Selen sahilde içmeye devam ediyor bir yandan da telefonu ile müzik yapmaya çalışıyordu. Eski rockerlardandı “HIM - in joy and sorrow” çalıp söylemeye başladı Özge ona bakıp bir anda eski günleri aklına gelince sahile doğru hamle yaptığında Giovanni bir anda arkadan onu kavradı. Bir eli ile kalçasını sıkmaya başlamış diğer eli ile önden kasıklarına baskı yaparak “gitme” dedi. Türkçe bildiği tek kelime buydu ve doğru anda kullandı.
Özge, durdu. Evet aklından bunu geçirmiş, onu beğenmiş ve istemiş miydi? Evet.
Şu an deniz buz gibi ve üşüyor muydu? Evet.
Eski sevgilisi ile kıyasladığında bu adam onu daha çok çekiyor muydu? Evet.
Giovanni’ye doğru döndü ve dudaklarını ona yapıştırdı.
Giovanni rahatlamıştı. Bu noktaya kadar geldikten sonra bu buğday teni ile aklını başından alan Türk kızını sahile çıkarken izleseydi, otele dönüp sabaha kadar odasından çıkmazdı. Bazen sizi hayata bağlayacak bir ip gerekir, işte o buz gibi Alaçatı denizinde o ip Özge idi. Dudaklarını öper ve ısırırken bir kaç dakika sonra dilini onun ağzına soktuğuna inanamıyordu.
Özge, daha on iki saat önce eski sevgilisi yüzünden ölmek isterken hem de şu an Alaçatı’nın denizinde Ege denizinin kollarında tutkuyu yaşamı bir defa daha bulmuştu. Giovanni Özge’yi öperken bir eli ile Özge’nin her yerini okşuyor diğer eli ile Özge’nin boğazını tutup tutup öpüyordu. Özge kendisini bırakmış Giovanni’nin kollarında erimeye başlamıştı.
O sırada sahilden bir ses geldi.
Özge ve Giovanni’yi göremeyen Selen seslenmiş ve iyiyiz cevabını alınca son kalan içkiyi içmeye devam etmişti. Verdikleri ara yüzünden bir an için ben ne yapıyorum dedi Özge. Hiç tanımadığı bir adamın erkekliği karşısında erimişti. Bir an elini çekti, elini çektiği anda Giovanni Özge’nin iç çamaşırını sıyırmıştı, artık çıplaktı çantasında bikinisi vardı onu düşünürken Giovanni südyenini de çıkartmış ve karanlık sulara doğru fırlatmıştı. Artık üçü tek bir bedendi. O, bu adam ve Ege denizi.
Bazen bir anı yakalarsın ve o an o fırsatı kullanırsan her şey harika olabilirdi ama o an o fırsatı kullanmazsan büyü bozulur ve asla o ateş o kadar canlı yanmazdı. Giovanni aralarında büyülü bir çekim olduğunun farkındaydı, normalde olduğundan daha ateşli daha sert daha istekliydi, durmak istediğinde denizin dalgaları durmasını engelliyordu. Elini aşağı doğru bıraktığında Ege denizi elini tutup Özge’ye yapıştırıyordu.
Bir yandan Özge’nin kalçalarını sıkıyor bir yandan öperken bir yandan da önünü okşuyordu. Tuzlu su da sevişmenin zor olduğunu bilecek kadar İtalyan, ama kadınını eritmesini bilecek kadar da Akdenizliydi.
Özge’nin her kıvrımında elleri dolaşırken, dili dudaklarındaki tuzu tadıyordu. Sert bir adamdı ve değişmeye niyeti yoktu. Özge’yi arkasından tuttu ve denizin de yardımıyla onun ayaklarını yerden kesip kucağına aldı.. Özge gözleri açılmış ne olacak diye bakarken içine yavaş yavaş tek beden oldular.
Özge müthiş bir rahatlama ile iyice sım sıkı sarıldı. Bu şekilde saatlerce kalabilirdi, su buz gibiydi ve ne zaman ayrılmak için biraz geri çekilmeye çalışsa deniz onu arkadan dalgaları ile itiyordu. Onlar bir şey yapmasa da deniz onların gidip gelmelerini sağlıyordu.
Deniz gece yarısı olmasına rağmen kap karanlık olması gerekirken yakamozlar pırıl pırıl parlıyordu. Sanki bir tür büyü altındaydı. Yıldızlar, yakamozlara, dili, diline, elleri ellerine karışıyordu.
Üç sene tam üç sene sürmüştü ilişkisi ve Özge her zaman ilişkide çabalayan taraf idi, hep işleri kolaylaştıran. Erkeğinin mutluluğu için yaşayan yatakta erkeği tatmin olduktan sonra sevişme faslının bitmesine katlanmak zorunda olan taraf idi ve şimdi tamamen bir erkek tarafından istenildiğini, doyurulduğunu ve gelmek üzere olduğunu düşünürken titreye titreye ve kasıla kasıla Ege denizi ile bir oldu.
Giovanni’nın kollarında çırılçıplak sahile çıkarıldığında Selen plaja havluyu sermiş onu bekliyordu. Özge hem alkolden hem de sevişmekten tamamen başka bir boyuta geçmişti.
Havluya uzandığında Selen onun üzerini havlu ile örtüp yanına uzandı. Mert elindeki içkiler ile gelmiş Giovanni ile biralarını açmış ileride sohbet ediyorlardı.
Havlu altında Özge üşümeye başlamış ama yıldızlara bakarak üşümeyi ertelemeye çalışırken Selen onun titrediğini fark edip üzerindekileri çıkartıp havlunun altına girdi. İkisi havlunun altında birbirlerine sarılıp ısınmaya başladılar. Fısır fısır konuşurken Selen bak çantanda ne buldum dedi. İkisinin çıplak bedenlerinin birbirine sarmaş dolaş olması nedense o an için çok doğal gelmişti. Isınıyorlar ısındıkça kan dolaşımları nefesleri hızlanıyor kalp atışları duyuluyordu.
Selen aynayı gösterdi, çantanda buldum harika bir şey bu dedi. Özge evet benim doğruluk aynam o dedi. Selen aynayı Özge’ye doğru tuttu bak dedi ne kadar güzelsin.
Özge saçmalama sen varken.
Bak kendine dedi.
Özge kendisine uzun uzun aynada bakmaya başladı. Yavaş yavaş ayna buğulanıyordu. Nefes alış verişleri aynayı buğulamaya başlamıştı.
Aynada kendisine bakarken denizdeki yakamozların uzaklaşmaya başladığını izledi, artık deniz sakindi, on dakika önce ayaklarını yerden kesen deniz miydi? yoksa o adam mı? Başını döndüren aşk mıydı yoksa denizin kulağına fısıldadığı büyülü melodiler mi? Ya da sadece sarhoş muydu?
Bilmiyordu ve bilmek de istemiyordu..
Selen’e bakmaya çalışırken Selen onun yüzünü tutup lütfen aynaya bak dedi. Özge aynaya baktıkça yaşadıklarının doğa üstü olduğunu daha iyi kavrıyor ancak bu aldığı zevki daha da arttırıyordu.
Selen devamlı çok güzelsin dedikçe Özge aynada daha da güzelleşiyor daha da parlıyordu. Konuşan sanki Selen değildi, kadim bir ruh Selen’in içine girmiş sözleri ve nefesi ile onu iyileştiriyor, şifalandırıyordu.
Selen anlamadığı bir lisanda ona bir şeyler mırıldanır iken arkalarından doğan güneşin müjdecisi olan kızıl şafak rengi şifalanmasını daha da hızlandırıyordu.
Giovanni ve Mert kahvaltılık almaya gitmişti, ikisi ve onları saran bir ruh vardı sadece sahilde.
Ege denizi onları izliyordu.
Ne dalgalar ses çıkarıyor ne de martılar, tüm evren durmuş onları izliyordu.
Ege denizinin kadim ruhu gülümsedi.
Buradaki işim bitti diye düşündü, hafiften dalgaları kıyıya bir ninni kıvamında gönderdi, iki üç saat sonra bu sahilde oturacak yer kalmayacağını bilerek bu iki kadının uyuması için onlara son bir nefes üfleyip süzüle süzüle uzaklaştı.
Bir ruh daha iyileşmişti.
